www.ebruli.fforum.biz

Yazmak için yaşamak gerekmez,an gelir sadece yüreğe dokunur, o da yeter …
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yapMisafir Defteri
Dalgaları Aşmak
tıklayınız
Kardeşini Seç
tıklayınız
En son konular
» Yağmur Yağmasaydı ...
Cuma Ekim 02, 2009 11:50 am tarafından Ebruli

» BeşiktAşk
Cuma Eyl. 25, 2009 3:06 pm tarafından aysem

» Söylediler ve öldüler ..
Cuma Eyl. 25, 2009 3:03 pm tarafından aysem

» Duz Mantik
Cuma Eyl. 25, 2009 2:59 pm tarafından aysem

» Ben hüzünlerle sevdim şiirleri
Perş. Ağus. 20, 2009 8:38 pm tarafından Ebruli

» ---OYUN---
Paz Ağus. 16, 2009 11:19 pm tarafından elinin_koru

» Sisyphos Söylencesi
Cuma Ağus. 14, 2009 10:57 am tarafından Ebruli

» Pencere ...
Çarş. Ağus. 12, 2009 12:56 pm tarafından Ebruli

» KALBİM UNUT BU ŞİİRİ
C.tesi Ağus. 08, 2009 12:16 pm tarafından Ebruli

Haberler
Günlük burcunuz
Günlük Burç
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Istatistikler
Toplam 31 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: asre

Kullanıcılarımız toplam 333 mesaj attılar bunda 171 konu
En iyi yollayıcılar
Ebruli
 
aysem
 
billycan
 
guyana
 
wisewise
 
elinin_koru
 
Nomad
 
ercan-ergen
 
ReBeLLa
 
alicee
 

Paylaş | 
 

 Koruculuk sistemi..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ebruli
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 181
başarı sistemi : 2
Kayıt tarihi : 24/04/09

MesajKonu: Koruculuk sistemi..   Perş. Mayıs 07, 2009 3:29 pm

Mardin'in Mazıdağı ilçesi Bilge Köyü'nde 44 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamdan sonra ilk kez "koruculuk sistemi" TBMM gündemine geldi.Nihayetmi desek artık?
2002 yılında Yıldırım Türker'in yazdığı bir yazıyı paylaşmak istedim..


Korucular neyi korur?

Yıldırım Türker

Siz hiç yakılmış, boşaltılmış köy gördünüz mü? Sise bürünmüş bir dağ köyünün yanmış çatılarını, uğultulu sessizliğini, yaslı meydanını ziyaret ettiniz mi hiç? Aceleyle boşaltılmış evlerin kırık camlarından görünen birkaç yetim eşyanın içinize verdiği ürküntüyle başa çıkmak zorunda kaldınız mı? Bana savaşın vahşetini en derinden hissettiren resimler, yaralı, sakat çocuklar ve boşaltılmış köylerdir. Yerinden yurdundan edilmiş binlerce insan, memleketin çeşitli şehirlerini keder ile hasretten bir çemberle çevirdiler. On yılı geçti. Büyük şehirlerin çöplüklerine yakın sel yataklarına çattıkları sığınaklarda yaşadıkça, sıla, rüyalarında bile silik soluk bir renge büründü. Savaşın tükürüp attığı, kaydı olmayan, eğreti yurtsuzlar, yokluk ve acıdan sessizce kırıldılar. Onlar ne şehit ne gazi ne de insandı. Onlar doğup büyüdükleri, atalarını gömmüş oldukları yurtlarından dipçiklenip atıldığında; sırtlarında denkleri ve bebeleriyle dağ başında yurtsuz ve kimsesiz kaldığında, ağza alınmayan suçtular. Köylerinin jandarma tarafından yakılıp yıkıldığını, hayatlarının gasp edildiğini yazmak yasaktı. Onların ve köylerinin varlığı birlik ve beraberlik duygusu içinde inkâr edildi. Onlar hiç yaşamamış, taş taş üstüne bir hayat kurmamış gibi evlerinden, köylerinden, bu toplumun belleğinden silinip atıldılar. Bir süre önce köylerine dönmeleri için devlet icazet verdi. Ama kaçı döndü, dönebildi; döndüğünde köyünü, evini, tarlasını bulabildi, bir muamma.


Korucu olmayan yandı
Onlar, korucu olmayı reddettikleri için öldürüldüler. Sağ kalanları göçe, açlığa mahkûm edildi. Daha bir ay olmadı. Muş, Malazgirt'e bağlı Nordin (Nurettin) köyünde Ünal ailesinden üç kişi korucular tarafından öldürüldü. Hikâye, artık o topraklar kadar eski ve okunaksız. Binlerce kişinin kırık dökük bir dille, yılmadan, bıkıp usanmadan anlattığı hikâyelerin aynı.
Yusuf Ünal, korucu olmak istemiyordu. 27 Kasım 1993 gecesi bine yakın asker köyü kuşattı. Aralarında 30 kadar maskeli adam da vardı. Köyün gençlerinden 15'ini seçip meydanda öldüresiye dövdüler. Köyün 20 evini herkesin gözü önünde ateşe verdiler.
300 hanelik köyün, korucu olmayı reddeden 250 hanesi yerle bir edildi.
35 kişi dışında bütün köy memleketin çeşitli bölgelerine dağıldı. Topraklarına korucular el koydu. Ünal, oğulları ve kardeşleri Patnos'a sığınıp açlık içinde yaşadılar. On yıl sonra rüyalarına giren köylerine dönebilmek, verimli topraklarına kavuşabilmek için hamle ettiler. Malazgirt aymakamlığı'na otlarını biçebilmek için dilekçe verdiler. Kabul gördü. Jandarma komutanı korucuları uyardı. İlk 7 gün, kimi tacizlere rağmen otlarını biçtiler. Son gün; "Otumuzu traktörlere yüklemeye başlamıştık. Etrafımızı 15'ten fazla korucu sardı. Yusuf Ünal'a vurmaya başladılar. 4-5 kişi koştuk. Üzerimize ateş açtılar. O sırada Yusuf'u döve döve yere indirip kurşunlayarak öldürdüler. Oğlu Abdürrahim ile kardeşi Abdülsamet Yusuf'un yanına koştu. Onları da döve döve yere indirdiler. Sonra da üzerlerine ateş etmeye başladılar. Hatta bu arada yere indirilenlere ateş etmeyen korucular vardı. Cesetler yatarken ateş etmeyen koruculara talimat verip onları da ölülere ateş ettirdiler."
Köyün muhtarı korucu Celal Çelik, üç kişinin öldürülmesini, gazetecilere
'trafik kazası' olarak nitelendirdi.


Kim bu korucular?
Koruculuk sistemi, 27 Eylül 1986 yılında devreye sokuldu. Şimdi kulağımızda acı bir alay gibi patlayan kanun maddesi, "Köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulur" diyor. 1996 yılında 'Hizmete Özel' İçişleri Bakanlığı belgeleri, her üç köy korucusundan birinin suç işlediğini gösteriyordu. Sadece 96 yılına kadar 23 bin 222 geçici köy korucusunun görevine işledikleri çeşitli suçlar nedeniyle son verilmişti. Yine 1996'da Başbakan Erbakan, MİT raporunu kaynak göstererek, Güneydoğu'da koruculuk sistemi adeta eroin şebekeleri gibi çalışıyor, diyordu.
Kız kaçırıp tecavüz ediyor, canlarını sıkanı orta yerde vurup PKK'lıydı diyor, zorbalıkla insanların topraklarını, evlerini, mallarını gasp edip, haraca bağlıyorlardı. Diyarbakır'dan 10 yaşında bir kız çocuğu 4 ay boyunca bir korucunun tecavüzüne uğruyor, Silvan'da 12 yaşında bir kız korucularca kaçırılıyor, ailesiyle pazarlık sürdürülüyordu. Batman'da 19 yaşındaki kızı kaçıran üç korucu defalarca tecavüz ediyor, hamile kalan kızın bebeği sessizce Çocuk Esirgeme Kurumu'na veriliyordu. Tecavüzcü korucular, yörenin güvenlik kuvvetlerinin adeta desteğiyle mağdur ailelere göz dağı veriyor, birçok olayın örtbas edilmesini sağlıyor, 'kirlenmiş' kızların intiharına neden oluyordu. Silah kaçakçılığı onların elindeydi. Eroinden yüklüce bir rant elde edip palazlandıkça kendilerini maşa olarak kullanan devlete ödetecekleri bedel kabarıyordu. Daha 96 yılında Fatih Altaylı'nın bir programına çıkan Cizre'nin MHP'li belediye başkanı, koruculuğun kaldırılmasına şiddetle karşı çıkıyor, "Silahlarımız elimizden alınırsa o zaman bize silahı nereden verirlerse biz de orada oluruz" diyordu.
2000 yılında devlet, nüfusu 92 bini bulan korucuları tasfiye etmeye başladı. Yaşı 45'i aşanlar emekli edildi. Koruculuk dünyasının yıldızlarından Jirki aşiretinin lideri Tahir Adıyaman, bir savcıyı öldürmekten idam istemiyle yargılanıyordu ve hakkında tutuklama kararı vardı. Adıyaman, PKK'ya karşı savaşma teklifini, aşiretine mensup
336 aranan cinayet sanığı bulunduğu için kabul etmişti. Kan davası ve arazi kavgası nedeniyle işlenen bu cinayetlerin affedilmesini isteyen Adıyaman'ın askeri yetkililerle yaptığı görüşmenin çevirmenliğini aşiretin tek Türkçe bilen, kendisi de cinayet sanığı üyesi, Cemil Öter yapmıştı. Anlaşmaya varıldı. Cemil Öter 4 yıl yatıp çıktı. Korucu oldu. Servet edindi.
Oysa vakti gelince nasılsa tasfiye edilirler, diye düşünülmüştü. Kilitlenmiş savaşı onlar çözecekti. Geçici korucu sistemi dâhiyane bir savaş stratejisiydi. Ama besbelli işlerine son verilmesi PKK'ya karşı beslenen Hizbullah'ın emekliye ayrılması kadar kolay olmayacaktı. Olmuyor da işte.


Korucunun ruhu
İnsanları korucu olmaya kışkırtmanın, olmayanı düşman ilan edip yurdundan sürmenin vahşeti hazmedilemez çünkü. Koruculuk sistemi, bu toplumun vicdan kütüğünde ağır bir çentik olarak kalacaktır. İnsanları böyle bir ahlaki sınava tabi tutmanın ne mene korkunç bir zulüm olduğunu herkes bilir. Bir yeriyle bilir. Mümessil seçilmiştir. Çavuş olmuştur. Kardeşini ihbar etmeye zorlanmıştır. Muhbir vatandaşlık, itirafçı kahramanlık, kardeş katilliği devlet eliyle teşvik edildiğinde; ihanet meşrulaştığında, insan coğrafyası bir daha uzun süre temizlenmeyesiye kirlenir. İnsanları birbirine kırdırarak terbiye etmenin vahşi üslubuyla kazanılan zafer üstüne hayat kurulamaz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ebruli.fforum.biz
billycan
moderatör
moderatör


Mesaj Sayısı : 34
başarı sistemi : 0
Kayıt tarihi : 29/04/09

MesajKonu: Geri: Koruculuk sistemi..   Ptsi Mayıs 11, 2009 9:49 pm

burda üstünde durulacak pek çok nokta var. öncelikle zorla koruculuk yaptırılması olayına gelelim. bence bu olay tamamen stratejiktir. yani orada pkk 'nın halka eziyet çektirmemesi için gene kendi kanından olan kimseleri orada görevli kılmak olaylara bir nebze halk pkk çatışmasına son verir diye düşünülmüş olabilir..

bu sistem birden bire bitirilemez. o bölgede geçimini bu meslekle sağlayan bi çok kişi var ve bunun sona erdirilmesi demek onların isyanına sebep olmak demek ve bunuda devlet birden bire göze alamaz..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
alicee
yeni üye
yeni üye


Mesaj Sayısı : 5
başarı sistemi : 1
Kayıt tarihi : 18/05/09

MesajKonu: Geri: Koruculuk sistemi..   Ptsi Mayıs 18, 2009 11:07 pm

YÜCE BİR DEVLETİN KORUCULUK GİRDABİNA İTTİĞİ İNSANLARIN İSYANINA ÇARE OLAMAYACAK OLUŞU ONUN YÜCELİĞİNE HELAL GETİRMEZ Mİ AYRICA KORUCULUK SİSTEMİ HEM POTANSİYEL BİR TEHLİKEDİR HEM DE KÖKÜ TARİHİN DEHLİZLERİNDEDİR OSMANLIDA YİNE KÜRTLERE KARŞI KULLANILAN BİR SİSTEMDİR HAMİDİYE ALAYLARI OLARAK GEÇER BUNLARIN KİMİ KORUDUĞU DA TARTIŞILIR AYRICA İYİ DE KORUDULAR 47 KİŞİYİ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Koruculuk sistemi..   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Koruculuk sistemi..
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
www.ebruli.fforum.biz :: Serbest Kürsü :: Tartışma Platformu-
Buraya geçin: